KIRŞEHİR DÜĞÜN GELENEKLERİ

kırşehir düğün

KIRŞEHİR’DE EVLİLİK GELENEKLERİ

Ülkemiz konumu gereği bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.İşte bu sebepledir ki ;Anadolu kültür mirası yönüyle çok zengindir.Bu zenginlik hayatın her yerinde kendini hissettirir.Bu zenginliği köy köy,ilçe ilçe,il il ,bölge bölge değişen evlenme geleneklerine de yansımıştır.Kırşehir’de durum böyledir.Şehir merkezinde seven gençler ailelerine duyurma yoluyla süreç başlar.

    Kırşehir yöremizde diğer illerden farklı bir evlilik geleneği vardır. Ama köylerde evlenmelerin görücülük, başlık, gelinlik etme, çok eşlilik gibi geleneksel yaşam tarzı geçerli olduğu görülmektedir. Okul okumayan erkek evlatlar önce bir işe verilir. Daha sonra evlenme yaşı gelene kadar, bu askerden bir yıl önce veya askerden hemen sonrada olur.Şayet erkek evlatlar okul okuyorsa ve üniversiteye gidiyorsa zaten o zaman okul bitip askere gidene kadar dokunulmaz. Aileler çocuklarına ya yemek sofrasında veya anne bir başka yere ziyarete giderek baba ile oğlu evde yalnız bırakır. Her ikisinde de çocuklarına “artık evlenme yaşın geldi, senin için kız bakmaya karar verdik. Sevdiğin varsa bilelim, bize uygun ise hemen istemeye düşelim” derler… Damat adayı fikrini beyan eder. Evlatları eğer sevdiği bir kız olduğunu söylerse, “Anne kızın ailesini araştırır ailesinin yaşam tarzı kendilerine uyuyorsa, kızı bir de hamamda görür daha sonrada görüşmeler açılır”. Şayet oğullarının sevdiği veya istediği kız yoksa o zaman, oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur ilçesinde ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında köme denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alınır. Oğlanın görüşü olumlu olursa “gösterilen kız beğenilirse” o zaman araya kız tarafını tanıyanlarla irtibata geçirilir. Kızın da oğlanı beğenmesi sorulur ve erkek tarafı hakkında bilgi verilir. Ortamda sıcak hava eserse ilk görüşmeden sonra erkeğin ailesi yada çevrenin ileri gelenlerinden dünür gider.

Kız tarafının kapısı çalınır. Misafir gelindiklerini söylerler. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası yada evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Bu zaman zarfında kız babası ve yakınları kız istemeye gelen aile ile evlenecek damat adayı hakkında araştırma yapar. Kimi yörelerde erkek ailesine verilen yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. Bu olay bazen kavga ve olaylara da neden olmuştur. Bu tür davranışlar günümüzde kaybolmaya yüz tutmuştur. Kız istenmeye gidildiğinde olur cevabı alındığında, “küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa “iki başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek tarafınca karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi nişan ve düğün masrafları ile eşyaların alınması yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.

Nişan genelde iki aile arasında yapılır. Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ailelerin varlıkları düşük ise bu nişanın ardından düğün yapılır. Şayet ekonomik durumlar beklentinin üzerindeyse o zaman ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Daha öncede belirttiğimiz gibi her şeyi damat tarafı karşıladığı gibi kiralanan okuyucu kadının da masrafını damat tarafı karşılamaktadır. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır.

Düğünler genellikle cuma günü başlar, pazar günü biter. şehir merkezinde düğünler artık bir gün sürmektedir. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine “hayırlı olsuna” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, iki üç saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir. Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde yapılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar, kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten  sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır. Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur. Bu sırada söylenen kına türküleriyle ana kızın ağlanması sağlanır. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk” istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.

Ertesi sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş-emmi-dayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayın babasına teslim eder. O da “yan yengesi” denen gelinin arkadaş yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Gelin konvoyu kabristan ziyareti yeri gibi kutsal yerlerden geçerek Fatiha okurlar, ve tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir. Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Ev girişinde gelin Kuran-ı Kerim altından ve de sözü dinlensin diye Kaynananın kolunun altından kapıdan geçirilir. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan beş on genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Ertesi gün artık çiftler kendi evlerinde bırakılmışlardır. Damat veya gelin haber vermedikleri sürece bir hafta yanlarına kimse gelmez. Eğer yeni çift damadın veya gelinin ailesinin yanında kalıyorsa “gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Şehir merkezlerinde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır….

Burada Kırşehir’in ve ülkemizin büyük değeri,halk ozanı Rahmetli Neşet ERTAŞ ve anmadan geçemeyiz.Allah rahmet eylesin.

neşet ertaş

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir