Evlilik Yüzüğü Geleneği

Evlilik Yüzüğü Geleneği

 

Türk düğün gelenekleri, aile kurumunun gelişimi sürecinde çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, her aşamada meydana gelen adetleri de içine alarak günümüze kadar ulaşmıştır. Kökleri çok eski çağlara uzanan evlilik ve düğün adetlerimiz, Türk toplum hayatından ve dini inançlarından izler taşımaktadır. Türk düğün geleneği bağlamında Anadolu, Rumeli ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri düğünleri iyice irdelendiğinde, bazı yöresel farklılıkların dışında, temelde büyük benzerlik arz ettiği görülmektedir. Bu benzerlikler düğün olgusunun, insanları bir araya getirerek eğlendirme, gelenekleri canlı tutma, insanları eğitme gibi işlevlerini  sosyal ve kültürel anlamdaki önemini ortaya koymaktadır.

 

Evlenme geleneği, uzun bir sürece yayılı olarak uygulanan farklı törenler diziminden oluşmaktadır. Din, etnik grup, coğrafi ve kültürel farklılıklara bağlı olarak topluluklar tarafından değişik adet ve uygulamalar  ile gerçekleştirilmektedir.Evlenme gelenek ve törenlerini özel yapan şey onun, biyolojik ve toplumsal bir durumdan diğer bir duruma geçerken “‘tehlikelerden ve zararlı etkilerden korumak ve kutsamak” için düzenlenen geçiş dönemlerinden biri olmasıdır .Tören aynı zamanda yeni bir toplumsal yapılanmanın, topluluk üyelerinden bazıları arasında gerçekleştirilen sözleşmenin, var olan kurumun yeniden desteklendiğinin ve dolayısıyla da topluluğun genel yasalarının sürdürüldüğünün de bir göstergesidir.

Türkler, İslam öncesi dönemlerden itibaren yüzüğü nişan alameti olarak kullanmıştır. Türkçe’de nişanlanmak için “yüzük takmak”, nişanı bozmak için de “yüzüğü atmak” tabirleri geçer. Söz kesildikten sonra oğlan evinden kız evine, kurdelelerle süslenmiş bir tabla veya sepet içerisinde nişan yüzüğünün de konduğu bir bohçanın gönderilmesi bir Osmanlı-Türk geleneğidir.

Altın ve gümüş gibi çeşitli madenlerden yapılan yüzük Mezopotamya, Mısır, İran, Arap, Yunan ve Roma kültürlerinde süs ögesi ve statü göstergesi olmanın yanı sıra tabiat üstü güçler taşıyan ve kendisiyle temasın özel ritüel gerektirdiğine inanılan objelerin başında gelir. Dönemin modasını da yansıtan ve yüzüğe takılan taşın rengi, bünyesinde yer aldığı düşünülen büyülü işlevin belirtisi olarak kabul edilirdi. Kaşına yerleştirilen değerli taşla birlikte iyileştirici ve koruyucu özelliğe sahip olduğuna dair inanç yüzüğün bütün kültürlerde yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bazen kıymetli taşların yerine cam kullanılmıştır. Yüzüklerde kullanılan desenler ve üzerine konan figürler sürekli değişse de ana malzemesi daima madenlerden olmuştur.

Eski dönemlerden itibaren altın ve gümüş yanında çeşitli metallerden, akik gibi yarı kıymetli taşlardan, fildişi ve pişmiş topraktan yapılmış yüzükler üstü çeşitli şekillerde hazırlanmış mühür biçimindeydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.